Safra Kesesi Ameliyatı (Kolesistektomi) Sonrası Safra Reflüsü (Alkalen Reflü Gastriti, Mideye Safra kaçağı) Belirtileri…
Alkalen reflü gastrit (Safra Gasriti) asidik olmayan safranın mide içine kaçmasına verilen isimdir. Mide ameliyatı geçirenlerde sık olmakla birlikte, hastaların büyük bir kısmı mide ameliyatı geçirmeyen bireylerden oluşur. Safra kesesi ameliyatı olmuş hastalarda da oldukça sık görülmektedir. Ayrıca herhangi bir ameliyat geçirmeyen hastalarda da görülebilir. Mide ameliyatı olmayan hastalarda duodenogastrik (mide ve onikiparmak bağırsağı) antireflü bariyerinin (pilor) bozukluğu sonucu ortaya çıkar. Özetle; Safra Reflüsü (Alkalen Reflü Gastriti) oluşabilmesi için pilor kası bozukluğu olmalıdır.
Safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) neden yapılır?
Kolesistektomi (Safra Kesesi Ameliyatı). Genellikle safra kesesi taşları daha az oranda da polipler ya da kanser nedeniyle uygulanan bir ameliyattır. Kolesistektomi ( safra kesesi ameliyatı) genellikle kapalı (Laparaskopik) olarak yapılır. Karından açılan 3 ya da 4 delik ile kamera ve el aletleri yardımıyla safra kesesi çıkartılır. Genellikle hasta birkaç gün içerisinde iyileşir ve gündelik hayatına dönebilir.
Safra kesesi taşı neden oluşur?
Fazla kiloluluk ya da obezite, beslenme ile ilgili problemler (yağdan ve kolesterolden yüksek beslenme), kolesterol yüksekliği, safra akışının yavaşlaması gibi nedenler safra taşına neden olur. 3 milimetreden küçük safra taşlarına safra çamuru denilir.
Safra kesesinin görevi nedir?
Safra kesesi karaciğerin altında, karaciğere yapışık armut şeklinde bir organdır. Görevi; karaciğerde üretilen safranın yoğunlaştırılarak depolanmasıdır. Beslenme sonrası mide içeriğinin 12 parmak bağırsağına geçmesiyle birlikte safra kesesindeki safra tekrar sıvılaştırılarak yağların emilimi sağlamak amacıyla koledok denilen kanal aracılığıyla bağırsağa iletilir. Temelde safrayı depolama görevi olan bir organdır. Safra üretmez. Safranın iletildiği Koledok kanalına pankreastan gelen sindirim enzimlerini ileten pankreatik kanal da birleşir ve ortak bir kanal oluştururlar. Yağ sindirimini kolaylaştıran safra ve proteinlerin sindirimine yardımcı olan pankreas enzimleri ortak bir kanal ile 12 parmak bağırsağına(duodenum) dökülürler. Bu ortak kanalın Duodenuma (ince bağırsak) döküldüğü yer pilor kasının yaklaşık 8-10 cm altındadır.
Safra kesesi ameliyatı ( Kolesistektomi) sonrası neden safra reflüsü sık görülür?
Safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) olmak safra reflüsü riskini arttırır. Safra kesesi ameliyatı olanların bazı yayınlara göre % 80 ‘inde çeşitli derecelerde olmak üzere safra reflüsü (Alkalen reflü gastrit) görülebilmektedir. Bunun nedeni safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) sonrası safra, safra kesesinde depolanamayacağından sürekli olarak ince bağırsaklara akar ve pilor bozukluğu da varsa ve pilor açık kalıyorsa mide içerisine kaçar. Bu da alkalen reflü gastriti, safra kaçağı, safra reflüsü denilen tabloya yol açar.
Safra Kesesi Ameliyatı (Kolesistektomi) sonrası Safra Reflüsü ( Alkalen Reflü Gastriti, Mideye Safra kaçağı) belirtileri;
Safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) olan her safra reflüsü hastasında klinik şikayetler oluşmaz. Ameliyat sonrası, ameliyat öncesine benzer problemlerin özellikle şişkinlik, karın ağrısı, bulantı, kusma, hazımsızlık gibi problemlerin ameliyatın üzerinden makul bir süre geçmesine rağmen devam etmesi safra reflüsü varlığının (Alkalen reflü gastrit) en önemli göstergedir. Bu hastaların şikayetleri genellikle psikolojik etmenlere ya da dispepsi, postkolesistektomi sendromu vb. gibi durumlara bağlanır ve safra reflüsü olarak değerlendirilmezler. Bu da tanı konmasını zorlaştırır.
Safra reflüsü bulunan ancak mide de hücresel bozukluk oluşmayan ve semptom gelişmeyen olgular da herhangi bir şikayet olmayabilir. Bu vakalarda endoskopi ile veya diğer yöntemlerle safra reflüsü saptanabilir, ancak alkalen reflü gastrit (safra reflüsü) şikayetleri bulunmaz. Şikayeti olan olgularda şikayetler hafif ve belirsiz düzeyde olabilir, çok şiddetli ve hatta ciddi komplikasyonlar oluşturan seviyelerde de olabilir. Hafif olgularda dispeptik (yanma, gaz, ğeğirti, şişkinlik) yakınmalar ön plandadır.
Klasik tablo geliştiğinde; karın ağrısı, yanma, bulantı, kusma, hazımsızlık ve iştahsızlık gibi şikayetlerle karakterize olmakla birlikte bazı hastalarda anemi ve kilo kaybı da görülebilir. Ağrı ve/veya yanma hissi süreklidir. Yemekten sonra artış gösterir, antiasit alımı ile geçmez. Yemeklerden sonra artan bulantı hissi ve safralı kusmaları olabilir. Kusma ile hastanın bulantı hissi, ağrı ve yanması geçmez. Bu belirtiler sürdükçe hasta yeteri beslenmez, genel durumu bozulur ve zayıflama ortaya çıkar. Şikayetlerin oluştuğu hastalarda alkalen reflünün (safra reflüsünün) şikayeti olmayan hastalara oranla daha fazla olduğu saptanmıştır.
Sikayetler oldukça sübjektif olduklarından dolayı iyi bir muayene ile birlikte değerlendirseler bile kesin tanı için yetersiz olabilirler. Bundan dolayı tanı için hastada ilk yapılacak olan Gastroskopik değerlendirme olmalıdır. Eğer yeterli bulgu elde edilememiş ise yani gastroskopi bulguları hastanın şikayetlerini açıklamıyorsa safra reflüsü klinik şüphesi devam ediyor demektir. Bu durumda hepatobiliyer sintigrafi, endoskopik biyopsi gibi objektif yöntemler kullanılmalıdır.
Safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) sonrası safra reflüsü (Alkalen reflü) tanısı nasıl Konulur?
Tanısında sorunlar yaşanabilir. Bazı hastalara tanı konulamaz ve şikayetleri psikolojik etkenlere bağlanabilir. Ancak endoskopide mide içerisinde safra görüldü ise ya da pilor kası disfonksiyone ise safra reflüsü oluşmuş anlamına gelir. Bunların görülmemiş olması safra reflüsü varlığını ekarte ettirmez.
Safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) sonrası, safra reflüsünün (Alkalen Reflü Gastrit, Duodenogastrik reflü) tedavisi;
Pilor kasındaki problem düzeltilmedikçe tedavinin zor olduğu bir hastalıktır. Hastalara mide içerisine kaçan safranın ve safra sıvısı ile birlikte geriye kaçan proteinleri sindiren pankreas enzimlerinin mideye zarar verici etkisini nötralize etmek amacı ile mide mukozasını koruyan ilaçlar, safra asitlerini bağlayıcı ilaçlar, mide boşalmasını hızlandırıcı ilaçlar verilerek zararlı safra ortamdan uzaklaştırılmaya veya nötralize edilmeye çalışılır. Bu tedaviler diyet ile desteklenmeye çalışılır ancak genellikle başarılı olunamaz. Ayrıca hasta kolesistektomi yani safra kesesi ameliyatı geçirdi ise safra akışı mütemadiyen devam edeceğinden başarı olasılığı oldukça düşer.
Hastalığın sebebi pilor sfinkterindeki problem olduğundan tedavide birinci basamak bu sorunu düzeltmeye yönelik olmalıdır. Eğer mide içerisine safra kaçışı pilor sfinkteri desteklenerek engellenebilirse safra ve pankreas enzimlerinin midede oluşturacağı hasarda engellenmiş olacağından yandaş tedaviler (ilaç ve diyet) ile eskiden oluşmuş olan tahribat kademeli olarak geri döndürülebilir ve şikayetler zamanla azalarak kaybolabilir.
Bu maçla kliniğimizde PİLOR REVİZYONU işlemi uygulanmaktadır. Endoskopik olarak uygulanan bu işlemde pilor kasındaki açıklık giderilmeye çalışılmakta ve safranın geriye kaçışını engellemek amacıyla mide ve 12 parmak bağırsağı arasındaki bariyer güçlendirilmeye çalışılmaktadır.
Pilor Revizyonu ve tıbbi tedaviden yanıt alınamayan olgularda ya da midede kanser öncesi evrede olan ve ilerleyici hasar gelişmiş olan hastalarda cerrahi tedavi düşünülmelidir. Cerrahi tedavinin amacı pankreas ve safra sekresyonlarının mideden uzağa götürmektir. Pilor dokusu devre dışı bırakılmaya çalışılır. Uzun dönem komplikasyonların sıklıkla oluşabildiği ve doku kaybı ile sonuçlanabilen ameliyatlar olduğundan uygun hasta seçimi önemlidir.
