YAŞAM BOYU OBEZİTE YÖNETİMİ
Cerrahi Çözümler
Tüp Mide Ameliyatı ( Sleeve Gastrektomi)
Obezite ameliyatlarında çok çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Ancak dünyadaki cerrahlar ve hastaların yaklaşık % 80’i tüp mide denilen ameliyat yöntemini tercih etmektedir. Yapılan çalışmalar diğer ameliyat yöntemleri ile tüp mide ameliyatı arasında kilo verme ve obeziteye bağlı ortaya çıkabilen birçok hastalığın tedavisinde istatiksel olarak büyük bir fark olmadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca bu yöntem için, uzun dönemde vücut için önemli bazı vitamin ve elementlerin emilim bozukluğuna yol açmaması, teknik kolaylığı ve iyileşme süresinin kısalığı avantajlar olarak sayılabilir. Dolayısıyla cerrahların büyük bir kısmı tüp mide ameliyatını diğer yöntemlerden daha ön planda tutarak tercih etme eğilimindedir. Bu yöntemde midenin yaklaşık % 70 lik bir kısmı çıkarılarak midenin hacmi küçültülür. Midenin fundus olarak isimlendirdiğimiz kısmından salgılanan iştahı artıran, açlığı tetikleyen ”Gherelin” hormonunun salgılandığı bölge ”Sleeve Gastrektomi” esnasında çıkartıldığı için açlığı ve iştahı tetikleyen önemli bir faktör de ortadan kaldırılmaktadır. Hem az yemek yiyerek hemde iştahtaki azalmanın katkısıyla hastalar 1 yıl içerisinde normalde olması gereken kilolara dönerler. Ayrıca bu yöntemin, Tip 2 diyabet, Hipertansiyon, Uyku apne sendromu gibi obezite ile birlikte sıklıkla görülen hastalıklar üzerine % 70 civarında düzeltici etkisi vardır.
Roux-N-Y Gastrik Bypass
Bariatrik cerrahide altın standart olarak kabul edildiği 2008-2013 arasındaki periyotta ve bu dönemden önceki 15-20 yıllık süreçte rutin olarak kullanılmaktaydı. Ancak 2014’ ten sonra kullanımı giderek azalmaya başladı ve günümüzde IFSO verilerine göre en yaygın olarak uygulanan 2. yöntem olarak görünmektedir. Bu ameliyatta, Midenin en üst kısmındaki, yemek borusundan hemen sonraki %20’lik üst kesimi ile aşağıda kalan %80’lik alt kesimi birbirinden ayrılır ve bağlantı kesilir. İnce barsakların başlangıç kısmından 150 cm mesafedeki barsak getirilerek, üst tarafta hazırlanmış rezervuar mideye bağlanır. Bu sayede yediğimiz gıdalar midenin alt %80’lik kısmı ve ince barsakların ilk 150 cm’lik kesimi ile temas etmeden barsaklara boşalmaktadır. Karbohidratların önemli bir kısmı barsakların ilk 60-80 cm’lik bölümünden emilir. Yapılan bu ameliyat ile gıdalar barsağın ilk 150 cm’lik bölgesine temas etmeden daha ileri kısımlarda barsağa geçiş yaptığı için özellikle karbohidratların emilimi önemli ölçüde azalır. Mide hacminin küçültülmesi ve oluşan emilim bozukluğu kilo kaybına yol açar.
Mini Gastrik Bypass
Rutledge tarafından 2001 yılında tanımlanmıştır. Yazar yöntemi mini laparatomi yoluyla yaptığı için Mini gastrik By- pass olarak adlandırmiştir. Ancak IFSO bilimsel komitesi, One Anastomozis Gastrik By-Pass (OAGB) isminin kullanılmasını önermiştir. Hem kısıtlayıcı hemde malabsorptif mekanizmalarla etki gösterir. Hacim kısıtlayıcı yöntemlere göre daha iyi kilo kaybı sağlaması ve ilişkili hastalıklar üzerine daha etkili olması ve Roux&YGastrik By-Pass’a’ ye göre daha kolay uygulanabilir ve kompilikasyonlarının daha düşük olması nedeniyle kullanımı artan yöntemlerden biridir.
Şeker Hastalığı Ameliyatı (TİP 2 DİYABET)
Günümüzde obezite ve diyabet konusunda en etkili yöntemlerden biri hiç tartışmasız cerrahi uygulamalardır .Tıbbi veriler neticesinde cerrahi uygulamaların tip 2 diyabet ve obezite tedavisinde %80-95 oranında tam ya da kısmi iyileşme sağladığını görmekteyiz.
Diabet cerrahisi olarak bildiğimiz cerrahi operasyonların tıbbı dilde karşılığı metabolik cerrahidir. Diyabet oluşum mekanizmalarından en önemli olanı yemek yeme alışkanlıklarımızdır. Günümüzde yiyeceklerinin aşırı kalorili ve işlenmiş gıdalardan oluşması, daha çok yememize ama doymamamıza ve yememize rağmen ince barsaklarımızın gerekli kısımlarının yeterince uyarılmamasına ve insülin direncimizin çok artmasına sebep olmaktadır.
Metabolik cerrahi ile yediğimiz gıdaların temas ettiği barsak yüzeyi azaltılır ve yemeklerin geçiş yollarını değiştirilerek, bazı hormonların daha aktif çalışmasını sağlanır. Bu şekilde hem diyabet hemde obezite kontrol altına alınmaya çalışılır. Ayrıca kullanılan yeni yöntemler emilim bozukluklarına yol açmayan yöntemlerdir ve buna bağlı olarak uzun dönemde emilim problemleri görülmez.
Tip 2 Diyabet ameliyatlarında mide belli bir oranda küçültülür. Küçültülerek çıkartılan bölgede iştah artıcı hormon olarak bilinen ”gherelin hormonunun” salgılandığı alanda çıkartılmış olur. Mide küçültülmesinin ardından mide ile ince barsak son kısmı arasında yeni bir yol oluşturulur. Bu sayede yemeklerin bir kısmı buradan direkt olarak ince barsak son kısma geçer . İnce barsakların son kısmından salgılanan ”GLP-1”isimli hormonun salınımı ile insülin direnci ortadan kalkarak diyabetin yaklaşık % 90 oranında tedavisi sağlanarak hastalar ömür boyu kullandıkları insülin gibi ilaçlara büyük oranda ihtiyaç duymazlar.
Tip 2 Diyabet ameliyatının yapılabilmesi için hastanın pankreasının ” insülin ” üretebiliyor olması şarttır. Çünkü metabolik cerrahiler aslında vücutta bulunan ama bir şekilde kullanılamayan insülinin kullanılmasını sağlayan ameliyatlardır. Vücutta insülin yoksa bu ameliyatlar işe yaramayacaktır. Bu yüzden insülin rezervi düşük hastalarda ve hiç insülin üretiminin olmadığı Tip I diabet hastalarında bu ameliyatlar yapılmaz. Hastanın insülin rezerv yeterliliği bazı tetkiklerle belirlenir ve buna göre hastaya ameliyat önerilebilir. Bu ameliyatlar halen gelişim sürecinde olan ameliyatlardır. Kontrolsüz şeker seviyeleri olan, insülin kullanan, organ hasarı hafif- orta oranda olan hastaların cerrahisi daha faydalıdır. İleri organ hasarı olması, tip 2 diabet hastalığının 10 seneden uzun süredir olması ve pankreas rezervlerinin az olması ameliyatın faydasını azaltabilmektedir.
