Safra Kesesi Ameliyatı (Kolesistektomi) sonrası Safra Reflüsü( Alkalen Reflü Gastriti, Mideye Safra kaçağı) neden olur?
Alkalen reflü gastrit (Safra Gasriti) asidik olmayan safranın mide içine kaçmasına verilen isimdir. Mide ameliyatı geçirenlerde sık olmakla birlikte, hastaların büyük bir kısmı mide ameliyatı geçirmeyen bireylerden oluşur. Safra kesesi ameliyatı olmuş hastalarda da oldukça sık görülmektedir. Ayrıca herhangi bir ameliyat geçirmeyen hastalarda da görülebilir. Mide ameliyatı olmayan hastalarda duodenogastrik (mide ve onikiparmak bağırsağı) antireflü bariyerinin (pilor) bozukluğu sonucu ortaya çıkar. Özetle; Safra Reflüsü (Alkalen Reflü Gastriti) oluşabilmesi için pilor kası bozukluğu olmalıdır.
Safra kesesi ameliyatı olmak safra reflüsü riskini arttırır. Safra kesesi ameliyatı olanların bazı yayınlara göre % 80 ‘inde çeşitli derecelerde olmak üzere safra reflüsü (Alkalen reflü gastrit) görülebilmektedir. Safra kesesinin görevi; karaciğerde üretilen safranın yoğunlaştırılarak depolanması ve beslenme sonrası mide içeriğinin 12 parmak bağırsağına geçmesiyle tekrar sıvılaştırılarak yağların emilimi sağlamak amacıyla koledok denilen kanal aracılığıyla bağırsağa iletilmesine aracılık etmektir. Safranın iletildiği Koledok kanalına pankreastan gelen sindirim enzimlerini ileten pankreatik kanalda birleşir ve ortak kanal 12 parmak bağırsağında (duodenum) pilor kasının yaklaşık 8-10 cm altında bağırsağa bağlanır. Ancak safra kesesi ameliyatı sonrası safra, safra kesesinde depolanamayacağından sürekli olarak ince bağırsaklara akar ve pilor bozukluğu da varsa ve pilor açık kalıyorsa mide içerisine kaçar. Bu da alkalen reflü gastriti, safra kaçağı, safra reflüsü denilen tabloya yol açar.
Pilor Kasındaki bozukluğun sebebi tam olarak bilinememesine rağmen damarsal problemler ya da sinirsel uyarımla ilgili faktörlerden kaynaklanıyor gibi görünmektedir. Yani bölgenin kan damarları ve beslenmesini bozan Hipertansiyon ve diğer kalp hastalıkları, Diabet gibi hem dolaşım hem de sinirsel iletimi bozan hastalıklar, kolesterol yüksekliği, Doğum kontrol ilaçları, kısırlık tedavileri için yoğun hormonal tedaviler, Kas hastalıkları, Kas gevşetici ilaçların kullanımı, otoimmün hastalıklar, ileri yaş, menopoz gibi etkenler pilor fonksiyonunu bozarak safra reflüsü (Alkalen reflü gastriti) sebebi olabilir.
Tanısında sorunlar yaşanabilir. Bazı hastalara tanı konulamaz ve şikayetleri psikolojik etkenlere bağlanabilir. Ancak endoskopide mide içerisinde safra görüldü ise ya da pilor kası disfonksiyone ise safra reflüsü oluşmuş anlamına gelir. Bunların görülmemiş olması safra reflüsü varlığını ekarte ettirmez.
Safra reflüsü bulunan her olguda klinik şikayetler oluşmaz. Safra reflüsü bulunan ancak mide de hücresel bozukluk oluşmayan ve semptom gelişmeyen olgular bu gruba girerler. Bu vakalarda endoskopik veya diğer yöntemlerle safra reflüsü saptanabilir, ancak alkalen reflü gastrit (safra reflüsü) şikayetleri bulunmaz. Şikayeti olan olgularda şikayetler hafif ve belirsiz düzeyde olabilir, çok şiddetli ve hatta ciddi komplikasyonlar oluşturan seviyelerde de olabilir. Hafif olgularda dispeptik (yanma, gaz, ğeğirti, şişkinlik) yakınmalar ön plandadır. Bu vakalar çoğu kez dispepsi, postkolesistektomi sendromu vb. olarak adlandırılır ve safra reflüsü olarak değerlendirilmezler.
Klasik tablo geliştiğinde; karın ağrısı, yanma, bulantı, kusma, hazımsızlık ve iştahsızlık gibi şikayetlerle karakterize olmakla birlikte bazı hastalarda anemi ve kilo kaybı da görülebilir. Ağrı ve/veya yanma hissi süreklidir. Yemekten sonra artış gösterir, antiasit alımı ile geçmez. Yemeklerden sonra artan bulantı hissi ve safralı kusmaları olabilir. Kusma ile hastanın bulantı hissi, ağrı ve yanması geçmez. Bu belirtiler sürdükçe hasta yeteri beslenmez, genel durumu bozulur ve zayıflama ortaya çıkar. Şikayetlerin oluştuğu hastalarda alkalen reflünün (safra reflüsünün) şikayeti olmayan hastalara oranla daha fazla olduğu saptanmıştır.
Sikayetler oldukça sübjektif olduklarından dolayı iyi bir muayene ile birlikte değerlendirseler bile kesin tanı için yetersiz olabilirler. Bundan dolayı tanı için hastada ilk yapılacak olan Gastroskopik değerlendirme olmalıdır. Eğer yeterli bulgu elde edilememiş ise yani gastroskopi bulguları hastanın şikayetlerini açıklamıyorsa safra reflüsü klinik şüphesi devam ediyor demektir. Bu durumda hepatobiliyer sintigrafi, endoskopik biyopsi gibi objektif yöntemler kullanılmalıdır.
Pilor kasındaki problem düzeltilmedikçe tedavinin zor olduğu bir hastalıktır. Hastalara mide içerisine kaçan safranın ve safra sıvısı ile birlikte geriye kaçan proteinleri sindiren pankreas enzimlerinin mideye zarar verici etkisini nötralize etmek amacı ile mide mukozasını koruyan ilaçlar, safra asitlerini bağlayıcı ilaçlar, mide boşalmasını hızlandırıcı ilaçlar verilerek zararlı safra ortamdan uzaklaştırılmaya veya nötralize edilmeye çalışılır.Bu tedaviler diyet ile desteklenmeye çalışılır ancak genellikle başarılı olunamaz. Ayrıca hasta kolesistektomi yani safra kesesi ameliyatı geçirdi ise safra akışı mütemadiyen devam edeceğinden başarı olasılığı oldukça düşer.
Hastalığın sebebi pilor sfinkterindeki problem olduğundan tedavide birinci basamak bu sorunu düzeltmeye yönelik olmalıdır. Eğer mide içerisine safra kaçışı pilor sfinkteri desteklenerek engellenebilirse safra ve pankreas enzimlerinin midede oluşturacağı hasarda engellenmiş olacağından yandaş tedaviler (ilaç ve diyet) ile eskiden oluşmuş olan tahribat kademeli olarak geri döndürülebilir ve şikayetler zamanla azalarak kaybolabilir.
Bu maçla kliniğimizde PİLOR REVİZYONU işlemi uygulanmaktadır. Endoskopik olarak uygulanan bu işlemde pilor kasındaki açıklık giderilmeye çalışılmakta ve safranın geriye kaçışını engellemek amacıyla mide ve 12 parmak bağırsağı arasındaki bariyer güçlendirilmeye çalışılmaktadır.
Pilor Revizyonu ve tıbbi tedaviden yanıt alınamayan olgularda ya da midede kanser öncesi evrede olan ve ilerleyici hasar gelişmiş olan hastalarda cerrahi tedavi düşünülmelidir. Cerrahi tedavinin amacı pankreas ve safra sekresyonlarının mideden uzağa götürmektir. Pilor dokusu devre dışı bırakılmaya çalışılır. Uzun dönem komplikasyonların sıklıkla oluşabildiği ve doku kaybı ile sonuçlanabilen ameliyatlar olduğundan uygun hasta seçimi önemlidir.
