Genel olarak şeker ameliyatı olarak adlandırılır ve obezite ve şeker hastalığının ortadan kaldırılması için oldukça etkili ameliyatlardır. Metabolik Cerrahi olarak da isimlendirilebilir. Tip 2 diyabetliler de uygulanır. Şeker hastalığı bazen tüm tedavilere rağmen ilerleyici bir seyir gösterir ve böbrekler, göz, sinir sistemi ve kalp-damar sistemi üzerinde geri dönülmez hasar oluşturabilir. Günümüzde ise uygun hastalarda metabolik cerrahi uygulamaları tip 2 diyabeti büyük oranda ve tam olarak tedavi etmektedir. Ameliyat şekline bağlı olarak oldukça başarılı sonuçlar alınan metabolik cerrahi sayesinde hastaların hem diğer sağlık problemleri düzelmekte hem de insülin kontrolü için gerekli medikal tedavilere gereksinim büyük oranda ortadan kalkmaktadır. İnsanlarda Tip I ve Tip II olarak iki tip diyabet görülür. Tip 1 diyabette pankreastan hiç insülin salgılanmaz ve bu tip diabet çocukluk çağlarında başlar. Bunlara diyabet ameliyatı yapılamaz. Ancak tip 2 diyabette pankreastan insülin salınımı vardır ama insülinin etki ettiği hedef organlarda direnç mevcuttur. Dolayısıyla insülin etkisizdir. bu tip diyabet ( tip 2) genellikle obezite ile ilişkilidir. Tip 2 diyabet hastalarının % 90’ında insülin direnci görülür. Sağlıklı kişiler, mideden salgılanan GHERELİN hormonu ve kan şekerinin düşmesi nedeniyle açlık hissi oluşması sonrasında yemek yerler. Mideye gelen besinler mide duvarında gerginlik oluşturur ve Gherelin hormonu salınımı da azalır. Beyne açlık sinyallerinin gitmemesi de tokluk olarak algılanır. Sonrasında yavaş yavaş gıdalar barsaklara geçip sindirilmeye ve emilmeye başlar. Sağlıklı kişilerde ince barsağın son kısımlarına sindirilmemiş gıdalar da rahatlıkla ulaşabilmektedir. Sindirilmemiş gıdalar buradan bir inkretin hormon olan GLP-1 (Glukagon Like Peptid-1) hormonunun salgılanmasına neden olur. Bu hormon pankreastan insülin salınımını arttırır ve böylece kan şekeri kontrol altına alınmaya çalışılır. Ancak obez kişilerin midesi daha büyük ve açlık hormonu salgısı daha fazladır. Bu kişiler doymak için porsiyonlarını büyütür veya daha sık yemek zorunda kalırlar. Ayrıca obez kişilerin barsak boyu ve gıda emilimini sağlayan villus sayısı daha da artar. Böylece ince barsağın son kısmına sindirilmemiş gıda ulaşamaz ve GLP-1 hormonu aktive olamaz, sonuç olarakta pankreastaki insülin aktif salınamayacağı için kan şekeri yükselmeye başlar. Bu sürecin devamlılık göstermesi de genellikle şeker hastalığı ile sonuçlanır.
Tip 2 Diabet Ameliyatı Kimlere Yapılır?
Tip 2 Diyabet hastalığı olan ve etkin ilaç , diyet ve egzersiz tedavisine rağmen kontrol altına alınamayan VKİ 30 üzerinde olan tüm tip 2 diyabet hastalarında diyabet için yapılacak cerrahi girişimler tedavide bir seçenek olarak düşünülebilir. Bu ameliyatlar ile yaklaşık % 92 oranında tam düzelme sağlanabilmektedir ve 10 yıllık takiplerde yeniden şeker hastalığına rastlanmamaktadır. Bu ameliyatlar vücutta salgılanan ancak etki göstermeyen insülini etkin hale getirmekte ve kullanılmasını sağlamaktadır. Ameliyatların yapılabilmesi için Pankreasta insülini salgılayan B hücresi miktar ve fonksiyonunun yeterli olması gerekir. Ameliyat öncesi yapılan testlerle bu tespit edilir.
Tip 2 Diabet Ameliyatı Nasıl Yapılır?
Karından açılan 5-6 delik ile Laparoskopik olarak yapılabilmektedir. Tip 2 diyabet tedavisi amacıyla Sleeve Gastrektomi, Gastrik By- Pass ve Transit Bipartition ameliyatları yapmaktayız. Diğer yöntemler ilgili bölümlerde anlatılmıştı. O yüzden Transit Bipartition ameliyatından kısaca bahsedilecektir.
Transit Bipartisyon
Transit bipartisyon ameliyatında, ilk olarak tüp mide ameliyatı yapıldıktan sonra ince bağırsakların son kısmı ile ve mide arasında bağlantı oluşturulur.
Tüketilen gıdaların büyük çoğunluğu bu yeni bağlantı noktasından geçerek ince bağırsaklara ulaşırlar. Böylece öncelikle bağırsakların son kısmına ulaşan gıdalar nedeniyle salgılanan GLP-1 gibi hormonların etkisi ile kan şekerini düşürmeye yönelik mekanizmalar çalışır ve kan şekeri kontrol altına alınır. Bipartisyon, 2 çıkış anlamına gelmektedir. Bu ameliyattan sonra midenin 2 çıkışı olduğu için bu isim konulmuştur. Birincisi midenin doğal çıkışı olan ve pilor aracılığı ile ince bağırsağın ilk kısmına açılan çıkış diğeri ise ameliyatta oluşturulan ve ince bağırsakların son kısmına bağlanan çıkıştır. Ameliyatta oluşturulan bağlantı sayesinde yediğimiz besinlerin 2/3’ü ince bağırsakların son kısmına dökülürken 1/3 ‘ü de doğal çıkış olan pilor aracılığıyla ince bağırsakların ilk kısmına geçer. Son kısma geçiş kan şekerini düşürmeye yardımcı olurken ilk kısma geçiş de bağırsakların ilk kısımlarında emilen ve vücut için gerekli önemli maddelerin emilmesini ve eksikliğinin oluşmamasını sağlar. Bu olayların toplam etkisi kan şekerinin kontrol altına alınması ve vücut için elzem olan maddelerinde eksikliğinin oluşmaması ile sonuçlanır. Bu ameliyatın diğer ameliyatlara olan üstünlüğü bu özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Yapılan çalışmalar 10 yıllık takiplerde hastaların yüzde 92’sinin hastalıksız olarak yaşadığını göstermekte ve bu oranda tam düzelme sağlamaktadır.

